''seni özledim'' demek geliyor içimden , şimdi karşıma çıksan , bir vesile olsa, yolda karşılaşsak , mesela ben elim kolum paket dolu, eve dönmeye çalışırken, sen de oradan geçiveriyor olsan ya da bir akşam ben dışarı çıkmış olsam sen de başkalarıyla, aynı anda birşeyleri bahane edip masalarımızdan uzaklaşıvermiş ve ''ne tesadüf ki'' karşılaşıvermiş olsak.Yıllar önce bugün olmuş olsa mesela, öyle sıcak bir yaz akşamından kendimizi sesin ve neyin ferahlattığı bir kuytuya atmışken buluversek yeniden , iki yabancı gibi karşılıklı oturup , üçüncü tekil ve çoğul şahısların ağzından onlardan bahseder gibi konuşup aslında kendimizi anlatırken yakalasak birbirimizi,anlasak ama anlamaz bir gülümsemeyle devam etsek, sonra saatler su gibi akıp geçiyorken , gece sabaha kavuşuyorken dünya durmuş, herkes gitmiş ,bir ikimiz kalmışız gibi hissetsek...''seni özledim ''demek geliyor içimden , özlediğimin sen olup olmadığını sorgulamadan , su içer gibi bir çırpıda, hemen söylemezsem kelimelerim gerçek hayatın duvarına çarpıp parçalanacak , dilime batıp kanatacak diye korkmadan ....
6 Ağustos 2011 Cumartesi
1 Ağustos 2011 Pazartesi

Kayan yıldızlara dilek fısıldamak mı?Serseri bir göktaşının dünyanın yalancı çekimine kapılıp oradan oraya savrulurken için için yanmaya başlaması aslında bu.Bizimkiyse çocukça bir heves işte, yanarak hayatına son veren bir zavallının kuyruğuna dileklerimizi takıp, gizler katıp süslemek.İşte tam da bu belki büyümek, kurduğun hayalleri gerçek zannederken ,''gücüm yetmez'' diye hayallerini bağladıklarının aslında senden daha güçsüz olduğunu farkedişin...Senin izin verdiğin ölçüde varoluşlarınyla yüzleşmen...belki bu büyümek
2 Temmuz 2011 Cumartesi
Sen yine de korkma....
''Kelimeler parça parça, anlamdan uzak , sanki içleri boşalmış.Sanki anlamları çekip gitmiş de yerlerinde dış kabuklarını bırakmışlar.Meğer içi ne kadar doluysa kelimenin o kadar hafifliyormuş varlığı, anlamı terk edip gidince kalanlar ağırlaşıp taş gibi oturuyormuş.''Bunları söylüyorum ya , sen yine de korkma benden ...Senin gibiyim ben de , attığım her adımı doğru sayıp yola çıkarken , kelimeler yüklüyorum çantama.Seviyorum anlamlar vermeyi , bütün anlamları yeniden yazmayı, seviyorum , siyahın beyaza dönebilmesini, insanların kelimelerle ilişik yeniden yeniden şekillenmesini .Bir ben değilim baksana, geldiğin yollara, sen de ne anlamlar yazmışsın kimler ve neler için , nelerin anlamını değiştirmişsin hangi gecelere gündüz diye umutlanıp hangi günlere gecenin karanlığını pay diye biçmişsin .Kimleri yere göğe koyamamışsın , aslında kelime anlamı'' sefil''ken.Ne zaman ki senin sözlüğün gerçek sözlükle uyuşmaz olmuş , ne zaman ki altını doldurup üstünü süslediğin ''gerçek''kendi özünü bulmuş ,işte o zaman anlamışsın sen de , bir balonmuş bu kelime dediğin , içi doluysa havalanıp kalbe keder vermeyen , içi boşladıkça çirkinleşen birşeymiş meğer.MEğer içi ne kadar doluysa anlamıyla barışık , o kadar hafifliyormuş varlığı .Sen yine de korkma benden dedim ya , var ortak hatalarımız , anlamlar taşıyıp sırtımızda olduk olmadık dağıtıyoruz etrafımıza, biliyoruz hatamızı ya biz nasıl üstesinden geleceğiz süslü kelime kalkanları olmadan yanyana gerçeğe yürüme korkumuzun
6 Mart 2011 Pazar
kendime özrümdür...

kendime özür borçluyum , hem de çok...nasıl haksızlık etmşim, korkaklıkla suçlamışım acımasızca,hayat akarken karışamamakla suçlamışım.Sanmışım ki canımın acımasını göze alamıyorum sanmışım ki ya kanarsa içim diye sert köşelerinden kaçmışım hayatın, ya dikeni batarsa elime diye güllerden uzak durmuşum , koklamaya cesaret edememişim.Sanmışım ki herkes benden cesur bilinmeyen yola çıkmak için , hayatta benden cesur , herşeyi göze alabilen şövalyaler var .Oysa unutmuşum, şövalyalerin ancak masallarda olduğunu , gündelik zamanda köşeyi dönünce karşımıza çıkmayacaklarını.Unutmuşum zamanında neleri göze alıp neler için savaştığımı ve zamanı geldiğinde nelerden vazgeçtiğimi ve köprüleri yakıp bir başıma kalmak pahasına yoluma devam edecek gücün hep içimde olduğunu.Kendimi nasıl inandırmışım risk almkatan korkan , güvenli sularının dışına çıkmayan bir tatlı su balığı olduğuma ya da zora gelince o tavuskuşu sesiyle herkesi kendimden uzaklaştırdığıma.Sert köşelerini bilip yolların , dikenlerini görüp güllerin aslında ne çok yol almaya gözümü karartmışım , kendini şövalye zanneden , zırhlarının arkasından hayata dair kendinden büyük laflar edip buna inanan insanlardan ne kadar cesur olduğumu nerdeyse unutmuşum ...Özür dilerim , çok geç olmadan.
1 Ocak 2011 Cumartesi
2011 başı;hizaya girmeyen kelimelere dair...

kelimeler birbirini kovalıyor içimde, hiçbiri kovaladığı düşüncenin hızına yetişemiyorken benden onları biraraya getirip anlamlı cümleler halinde dizmemi bekliyorlar arsızca. Yer yer şirretleşiyorlar , koşup dururken ordan oraya; ya bir satır arasında kağıda dökülmek ya da iki kelam arasında pat diye ağzımdan çıkıvermek için yapmadıklarını bırakmıyorlar bana.Bazen korkuyorum kendimden daha doğrusu kelimelerimden , düşünüyor muyum konuşuyor muyum farkında olmadan firarlarından korkuyorum . Sıraya girmeyi reddeden küçük anarşistler olduklarının farkında mı değiller yoksa bana mı geçiyor nazları nedir, istiyorlar ki onlar bu kadar karmaşa içindeyken tutayım kollarından birbiri ardına dizeyim onları , dizildikleri yerde okunduklarında anlamlı olsunlar , '' çünkü''ler ;''neden''lerden sonra gelsin , bir sorunun akılcı yanıtı olsun ,''ve''ler ,''veya'' lar dikilsin tüm yapıcılıklarıyla; ''ama''ların amansız yıkıcılığına karşı.Biraz rahat bıraksalar beni , ben onlara onlar bana yardım edeceğiz, gün göreceğiz birlikte ama düşüncelerim hızla çalkalanırken içimde her kelime daha ağzımdan çıkarken eskirken onların da isyanı boşa değil , anı yakalayabilen ışığı görüyor ...Ama ben de kime yetişeyim ,kelimelerime mi sahip çıkayım , düşüncelerimin mi ayağına taş bağlayayım ?
30 Kasım 2010 Salı

nasıl da güçlüymüşsün sen bu kalenin içinde meğer,taşlarını özenle seçip etrafına dizdiğin bu duvarlar seni nasıl da korurmuş meğer değil mi?kaça kaça kimden kaçtığını unuttun sonunda, aynaya baktığında gördüğün kim?Hani '' o elini altına sokmaya değer taşı bulduğunda korkmadan sokmalısın'' diyen , hani '' acıysa çekilir, yolsa yürünür'' diyen...Kolaydı atıp tutmak değil mi? Kolaydı seni koruyan zırhı indirmeden , o kaleden çıkmadan , yüksek kulelerinden pencerelerinden akıp giden hayata bakmak.Hayata karışıyorum diye kendine masallar anlatıp akıp giden nehirde bırak yüzmeyi ayağını bile o sokmaya korkarak izlemek.Canım yanar diye kendini kendinle sarıp sarmalayıp , harcına o çok bilmiş aklını, mantığını döktüğün içini özenle döşeyip '' herkesin yeri ayrı , herkese kalbimde yer var'' deyip sözde kapısını açtığın evinde kendini o görünmez pelerinine gizleyip kimselere yaklaşmamak , o tavuskuşu sesinle insanları uzaklaştırmak kolaydı değil mi?Zor olanı baştan seçmek senin yeteneğin, zor olanı baştan seçmek , ellerinin , dizlerinin kanamaması için elinden geleni yapmak , önlemler almak senin hayat dediğin.NAsıl da güçlü-y-müşsün meğer değil mi? Yalnızlığım dediğin şeyin öyle çok güçlü olmaktan değil de aslında korkaklığından olduğunu anlaman ne kadar zamanını aldı?Hem güçlü olmak ne ki? TEk başınalığın mı gücün ?Seçtiğini zannettiğin şey mi gücün?Şimdi , elinde yüzünde, saçlarında onun kokusuyla , yüzüne düşen tuzlu damlalarla bir başına anlamsız bir boşluğa düşen kim?Anladın mı şimdi, seni koruduğunu zanettiğin, çok böbürlenerek hayatının ortasına koyduğun , gemine kaptan yaptığın o mantığının senin ayağına nasıl pranga, akan sularına nasıl bend olduğunu....Biliyorum az sonra yine kalbinin o katı bekçileri ellerinde gülen yüz maskeleri ve güçlü kadın gömlekleriyle çıkıp gelecekler, ama dar ama bol sana giydirecekler ellerindekilerini ve sen yine o çok bilmiş, korunaklı , mantık abidesi haline geleceksin ve kimbilir sana ne hikayeler anlatıp dudağındaki tadı , içine derin bir nefesle çektiğin ''onu'' ,yanaklarından aşağı usulca akıp onun yanaklarına karışan damlaları nasıl kurutup seni ''kendine'' getirecekler .Getirecekler ki '' selam dünya, n'ber ?'' diyecek kadar pervasız ol, kalbini o kaçtığı kutuya geri koy.HAydi son kez , cesaretin varken- varsa- söyle, hatırladın mı kimden kaçtığını?
16 Ekim 2010 Cumartesi
fark....
''... o ses senin tabiatın , varlığının parçası , değiştirilemez yanın, seçimin değil, seçtiğin değil, yaşamak zorunda olduğun''dedi hırsla sanki bu sorunun sorulmasını bekliyordu , önce kendini yıkıp kendi toplarıyla sonra yeniden kurmak için, aynı hırsla devam etti; ''benim sesimse seçimim , yaşamayı tercih ettiğim, mesafelerimi çizen ,sınırlarıma diktiğim taşım , buz gibi rüzgar taşısa da fırtınalar koparsa da zaman zaman yaz gecesi meltemine dönüşebilen tarafım ....işte bu aramızdaki fark''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)